11 Aralık 2010 Cumartesi

sevgilim;

bugün gittiğin tam iki gün oldu... iki yıl gibi geçen iki gün!
gittin ya şanslı hissettim kendimi-
her gün defalarca aşık olacağım ne güzel
her gün kokunu hayal edip seni hayal edip
düşünsene her gün!
ben her gün sana aşık olacağım...
kıymetini bilerek,
ellerini yine en çok ellerini özleyerek
aşkım sevda olsun varsın
varsın sen benim dostum ol
sığıdığım evim ol
el açtığım ol
omzunda ağladığım ol
kendimi sonsuzca açtığım en sonunda
ne olur sen benim tek sevdiğim ol...
vatana hizmet için gittiğin yolda
sevgimiz koruyucun olsun.

26 Kasım 2010 Cuma

dallar filizlendi yeşil yeşil yapraklar oluverdiler... yapraklar sarardı yapraklar döküldü... filizlendi yeşildi sarardı döküldü.... yine yeniden durmadan devinen!

hayat hiç değişmeyecek!benim ol, oldun, şimdi sen benim ol.... her şey senin olsun benim olsun bizim olsun... hep bi olsun isteği hep bir sahip olma isteği.. benim ol koskoca dünyaaa!!!! ben tek başıma yaşıyorum ya burada.

neler saçmalıyorum ben allah aşkına..bir şeyler yazmayı özledim anlatmayı!!buradan haykırmayı! bazen saçmalamayı bile özler ya insan. sahip olduğum ya da olamadığım her şeyi özlüyorum.

bazen kendimden - o iç sesimden- kaçmayı o kadar istiyorum ki..

boşver kızım petek karalayıp durma hayatı.

4 Kasım 2010 Perşembe

isteyen istediği yere gitsin ben hep buradayım ya da işte orada bir yerde... ansızın bir köşede. bir yerlerdeyim.

28 Eylül 2010 Salı

KAÇ KİŞİYİ KAZANMAK İÇİN KAÇ KİŞİYİ KAYBETTİK



??????

30 Ağustos 2010 Pazartesi

nem bedenimi kasıp kavuruyor... sonra inceden bir rüzgar şükretmeyi hatırlatarak okşuyor yüzümü..saçlarıma uzanıyor sonra!
uzun zamandan sonra yağmuru görüp sevinmek onun için. sanki duaya çıkmışız da kabul olmuş dualarımız telef olmayacak toprağımız.

balkona koştum karnımı soğuk demirlere dayayıp yüzümü uzattım gökyüzüne...hadi sonsuz atmosferinden bir damla da benim için düşür.tenimde hapsedip öyle devam edeyim geceme...
kalbim yaşamak istediği duyguların enerjisiyle çırpınıyor...bir o yana bir bu yana! özlemlerime özlemler ekleyince de dayanamıyor küçücük kalbim..o küçücük kalbim kan pompalamak kadar ehemmiyetli bir şekilde gerçekleştiriyor sevmeyi-en çok sevmeyi biliyor bazen de kızmayı.

ilk defa sıkıntılar arasına bir de yalnızlığı eklemedim.yalnız değilim bedenimi sarmış sıcacık kollar arasında muhafazalı yaşıyorum her şeyi.maddeden bağımsız ama yine de kuvvetli saran eller.ne güzel değil mi evet çok güzel

19 Ağustos 2010 Perşembe

en çok gözlerini seviyorum
hele ardından içini gösterdiğinde
yakan bir şeyler var içimi gözlerinde
ama öyle kötü değil
hani şöyle çok üşüyüp sonra sırtını sıcağa verirsin ya
öyle bir yanma
tatlı tatlı
ellerimi tutan ellerini de seviyorum kırılmasınlar bana
güven dolu onlar
koynuma alıp yatasım geliyor
ve biliyor musun bazen konuşuyorlar
korkma diyorlar
seni seviyorum diyorlar
çok güzelsin diyorlar
soluksuzlar ama konuşuyorlar ne mucize
haa bir de bir ışığın varya
onu da çok seviyorum ben
ardından gelesi geliyor insanın
sonra yakalayası geliyor ışığı
ama gölge yapmadan
kıyısından köşesinden
hep parlasın istiyorsun yaa uğruna yanaşıp sadece ömürlük dinleniyorsun
daha neler neler varda
zaman çok anlatırım elbet...

17 Ağustos 2010 Salı

bugün 17 Ağustos...
nefes almama sebep olanların artık nefes almaktan vazgeçirtildikleri gün!
ve kendi başıma nefes almamın ilk günü.

söylenebilecek çok fazla şey yok!unutmadık videolarını bir kaç yıl daha paylaşır sonra mutlu mesut devam ederiz hayatlarımıza... ben unutmam tabiki benim gibiler de unutmaz!
tüm yaşananlar çok acı evet... ama daha acı olan bir şey var ders almamak.doğal afetlere müdahele edemiyeceğimiz gerçeğiyle yüzleşip yaşam alanlarımızı onlara en dayanıklı hale getirirsek belki de bir ümit küçük bir kız yalnız nefes almak zorunda kalmaz.ölüm denilen şeyin kader olduğunu düşünüyorsanız da emin olun bu şekilde olmasını istemezsiniz. en azından küçük bir veda! acıyı hafifletmeyecek ama küçük bir teskin sağlayacak ufacık da olsa gözlerle de olsa veda!

annemin mis kokusu babamın güven veren sıcaklığı ve sevgilimin aşkla şevkatle saran kollarıyla ben bugün inadına mutluyum... bir kaç damla yaşa rağmen!onlar hep benimle olacaklar.

15 Ağustos 2010 Pazar

belki bu son ümidiyle yaşamak seni

seninle seni
sensizken seni

belki bir seni

bazen bensiz bir seni




tüm noktalama işaretlerinin ardından
inadına seninle başlayan cümleler
senli bir senle veyahut sensiz bir senle

gün gelip de rüzgar yağmur yerine getirince seni
evin tüm pencerelerini açık bırakıp
balkondaki çamaşırları da toplamadım

sen sen gece gece

gerçekliğe kavuşunca kelimeler
hepsi kağıda sarılıp uyumayı bekler


sen ne güzelsin...
bu kağıdın üstünde hele
bembeyaz olan tüm kağıtlarla
seni dünyaya anlatmak mümkün olabilseydi eğer
nefes alacak bir kaç ağaç kalıncaya dek denemeye değer!
tüm dizeler aşka geldi bilemezsin

10 Ağustos 2010 Salı

dünya bir devinim üzerine kurulu bunu bilmeli öncelikle...sonrası teferruat!ha bir de şey dicem utanma duyguları kalmamış insanların.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

şimdi burada otururken tam da yalnız hissetmek işte...ve şimdi yine burada otururken şarkı diyor ki hiçbir kadın hiçbir adamı bu biçimde sevmedi ve bende diyoorum şarkıyla birlikte...dans etmek vardı ya seninle şimdi!ediyoruz sen bilmiyorsun.ben beceriksizce adımlarımı atarken tutuyorsun belimden sonra aşkım diyorsun...utanıyorum ama yine sana sarıyorum kollarımı ve sığınyorum omuzlarına sonra hayat buluyorum tekrardan. aşkım diyor dudukarın aşkım diyor kalbim ve biz basitleştirmeden aşkları aşka dönüşüyoruz.

29 Temmuz 2010 Perşembe

şimdi gidiyorsun ya gidiyorsun evet... nasıl gittiysen öyle geri gel işte. öylece hiç değişmeden! sonra konuşalım sonra yine konuşalım sonra yine... sonra sen çocuk ol ben büyüyeyim sonra sen büyü ben şımarıcam çünkü! sonra sağ bileğine bir sarı ip daha sonra yıpranıp eskiyecek yüzlerce ip daha sonra yine...

21 Temmuz 2010 Çarşamba

ben yazacak bir şeyler bulamıyorum.... bir yerlerde bir şeyler kelimelerle ifade edilemiyor!tek bir bakışım anlatıyor mudur bilemem anlatmalı. ve bilmelisin sende var olan her şey bende bir o kadar.
tüm şairler bülbül gibi şakıyorlar etrafta ve sanırım yaz geliyor aydınlığıyla ve sanırım sen geliyorsun ben ben sanıyorum seni bir anda.bilemedim, anlatamadım usta.

18 Temmuz 2010 Pazar

tek bir şey istersin ya
tek bir kişi için
bu kadar basit işte

15 Temmuz 2010 Perşembe

kıyabilsem şimdi
tüm yazdıklarımı silesim geliyor
nedenini bilmiyorum
ama bazen hayat denilen şeyi karalamak saçma

13 Temmuz 2010 Salı

kime benzediğini biliyor musun?


hiç kimseye...


korktum


şimdi kaçmalıyım---tüm mimiklerim de susmalı

9 Temmuz 2010 Cuma


içiyormuş içki olmuş... bir bakmış dünya dönüyormuş sonra bir bakmış dünyayı döndüren olmuş! bir varmış sonra birden yok olmuş. yazık oldu sanmışken birden varolmuş. çiçeğini sularken bir bakmış kokusunu duyamaz olmuş. sonra iyice sulamış sulamış çürütmüş - tüh. demiş atmış. arkasından ağlamamış.
sonra an gelmiş düşünmüş. masalın sonunu nasıl da yanlış hayal ettiğini anlamış. gerçeklerin masala yakışmadığını görüp kalmasın çocuklarına diye masallardaki tüm kelimeleri çorba yapıp içmiş. ufak bir hazımsızlık sonrası o da geçmiş gitmiş.
bundan sonrasını da yanlış tahmin edeceğini düşünüp susturmuş beynindekileri sallanan salıncağa uzanmış başlamış sallanmaya
size de böyle yapmak lazımmış birbirinizi bulun diye... sevgili körler ve sağırlar! hayatın bir gerçeğini daha öğrettiniz ya ne diyim teşekkür ediyim. ben böyle boş işler müdürlüğünden terfi edince bir acayip bir şey oldum. mutlu oldum mutlu... boşluklarımı doldurdum. bir de sırası gelmişken söylemek lazımdı bir kaç şey daha ama değmez ondan ben sustum

6 Temmuz 2010 Salı

uyumak için yoksaaaa

oo piti piti yaptım intihar et çıktı...şimdi ne olacak! ne çıkarsa yapmam lazım kural bu. mantıklı geldi önce dedim petek nasıl olsa cehenneme gideceksin son ver gitsin niye tüm bu olanlara katlanasın ki.. sonra dedim ya kurtulursan herkes ruh hastasıymışsın gibi davranacak sana.halbuki bir intiharın muhakemesini yapan bir sen ruh hastası olamaz.ve muhakemeye devam ederken aklıma geldi niye ölesin ki yaşamaya bayılıyorsun şımarmaya sevilmeye eğlenmeye niye gidesin? üstelik daha hayatı kucağına almadın bir erkek seni ölesiye sevmedi venedik'e bile gitmedin. henüz işte budur dediğin alkışı almadın... hayal ettiğin cafe hala kağıt üzerinde bir savaşın galibiyetini kutlar gibi bir düğün yapmadın bir türlü kayaya çıplak ayak uzanıp şarkını mırıldanamadın.. anladım pia ölümü uzaklaştırdın peki şimdi ne yapacaksın.

30 Haziran 2010 Çarşamba

karşıdan geldin. ben de tam karşılara bakarken!şimdi ben tam bu saniyede hüzünlendim.


bugün en sevdiğim eteği giymiş ve bir de makyaj yapmışken farkettim ki bir önemi yok bunun hayatımda. eskiden hoşuma giderdi de şimdi ağırlık yapıyor yüzümde neden? yaşlandım mı yoksa.
yaşlanmadım imkansız bu.

şimdi yağmur yağıyor ankaraya ve içime sırılsıklamım. yağmura çıkıp ağlasam kimse farkedemese böylece. herkes devam etse farketmemeye... ve farklı demişken ben artık çok farklı şeylerden mutlu oluyorum. ve mümkünse kahkaha atmak istiyorum eskisi gibi.

29 Haziran 2010 Salı

son kez
gölgemden gölgen koptu
hem de çok derinden dertliyim
sesin yok tenin yok
sessizlik son kez
tüm o sevgilerimi geri ver bırak
yoruldum çok yolun açık olsun kimse geri dönmez

son kez
gölgemden gölgen koptu
hem de çok derinden dertliyim
sesin yok tenin yok
sessizlik son kez

herşey biter sen mi kaldın bir yalnız
herşey diner yeter ki sen zamanı ver
o sevgilerimi geri ver bırak
yoruldum çok yolun açık olsun
kimse geri dönmez

herşey biter sen mi kaldın bir yalnız
herşey diner yeter ki sen zamanı ver


bu şarkıyı hep büyük bir tutkuyla dinledim... söyleyenin tutkusuyla dinleyenin tutkusu!gerçekten her şey biter her şey diner.hayat denilen şey aslında ellerimizle harcayacağımız kadar kıymetsiz değil!hayat denilen şey üretmek üretmek üretmek ve sonra gurur duymak gibi bir şey!

26 Haziran 2010 Cumartesi

yazıp silmek

ortam sanal olunca cesaretler de sanal ve gereğinden fazla...

25 Haziran 2010 Cuma

başka bir şeyler karalamayı planlarken kafandan sen evet sen...mesela yenilmeden yenileşmeye çalışırken nacizhane birileri gelip seni alt edip sonra eğlenince bununla tüm yazmak istediklerin boşa.halbuki... hal bu ki plansızlığın içinde bir planla sen her gün alt ediliyorsun!tek yapmak istediğin sallanmak oysa dizlerini yormak yeterince yorulunca terk-i diyar etmek. edemiyorsun alt ediliyorsun. konu aşksa salıncağa aşık oluyorsun yoruluyorsun-nokta

24 Haziran 2010 Perşembe

görünene bakmak kolay... görünmeyeni anlayabilmek zor!güçlenmek istiyorsanız hayatta bolca sevip bolca kazık yiyin o sevgilerden. ama bunu yaparken sevmekte ne kadar başarılısınız bunu da sorun kendinize. soramıyorsanız neden yaşıyorsunuz ki!sizi haketmeyenlerin yanında onlara gülümseyip neden işkence çekiyorsunuz ki ve sorarım neden tutamayacağınız sözler veriyorsunuz?bir gün birine gidip her zaman senin yanındayım demeye yeltendiğinizde önce bir düşünün çünkü her zamanın içinde sizin sevmediğiniz zamanları vardır o insanların!geçmiş geçmiştir düzeltin diye değil bir daha yapmayın diye diyorum.

19 Haziran 2010 Cumartesi

tam da sevişmek demişken burada rüzgarla sevişiyor martılar...uykunun hafiflediği anda bir martı çığlığı ve sende dalıyorsun geceye... ondaki sevişmekle sendeki sevişmek! cama yaslanıp kanatlanıyorsun geceye rüzgar dalayıp geçiyor tenini dağılan ipeksi saçlarına ufak bir hareketle müdahale edip aydınlatıyorsun yüzünü. uçabiliyorsan uçuyorsun! ama ondaki sevişmekle sendeki sevişmek! martıyı bir el hareketiyle susturamıyorsun.

14 Haziran 2010 Pazartesi

doğduğum şehir çok sıcak bir şehir sürekli su buharının içinde yürüyormuşçasına ıslak...gözlerimden akanlarla ıslanan yüzümden çok daha iyi vücudumun ıslanması. nefes almak zor ama evet karar verdim daha iyi.
içinde anı olmayan bir şehre gidip yürüsem hayal kursam hiç birşey çağrışım yapmasa gökyüzünün renginden kuşların seslerine kadar her şey bambaşka olsa.. başka bir ben başka bir hayat yaşasam bir kaç günlüğüne evet işte buna dahayal diyorum ben. siz bişi anlamadınız ben yazınca anladım ama yeterli amacım bu zaten;)

12 Haziran 2010 Cumartesi

yaz tatili...

nasıl anlatsam nerden başlasam mm...
bodrum bodrum bodrum bodrum

duygu biraz duygu
bütün isteğim buydu
biraz deniz biraz uyku
bütün isteğim buydu
bodrum bodrum bodrum bodrum

nasıl anlatsam nerden başlasam
kaç kişiydik o zaman
bak kaç kişi kaldı şimdi
bodrum bodrum bodrum bodrum

bir zamanlar aşık olmuştum
ama şimdi ismi neydi unuttum
bodrum bodrum


nasıl anlatsam nerden başlasam
kaç kşiydik o zaman
bak kaç kişi kaldı şimdi
bodrum bodrum bodrum bodrum...

MFÖ' sevgilerle..

11 Haziran 2010 Cuma

yoldayım...daracık koltukta küçücük benin bile bedeni uyuştu!sessiz bir gürültü var burada. insanların içlerinin gürültüleri. hepsi bir hikaye anlatıyor bilemezsiniz ama kıyılarından köşelerinden hissettiriyorlar bir şeyleri eğer görmek isterseniz.
derinlik algımı kullanarak camdan önce kendime bakıyorum sonra dağlarla çevirili yola.ortak bir noktamız var onlarla ziyaretçimiz ne kadar çok olursa olsun yalnızız!bu otobüsteki herkesin de ortak bir noktası var işte o dağlarla. ve görmek istemeyen gözleri var her birimizin. annemizin yarattığı pamuksu dünyada yaşamak istiyoruz daima...

bugün yine keşke erkek olsaydım dediğim bir gün. koskoca bavul ve ben!merdivenlerde tam mücadele etmeye başlıyoruz ki o berbat an geliyor... bir erkek yardım etme, acıma, belki de asılma, efendime söyleyeyim güç gösterisi yapma duygularıyla bezenmiş çekiyor bavulu elimden. bir hışımla taşıyor. bırak demek istiyorum bırak ben taşırım ama diyemiyorum. taşıyamam mı taşırım ama bileğimi incittim bile azıcık taşıma girişimimle.bu yüzden teşekkür edip yoluma devam ediyorum.yaratılıştaki müthiş cinsiyet ayrımı bunu sevmiyorum.

10 Haziran 2010 Perşembe

benim gibi müziği seviyorsanız ve henüz bir senfoni orkestrası konseri dinlemediyseniz tavsiye ederim. sezon kapandı ama:) bir saatte aşk nefret şefkat mutluluk korku heyecan ve türevleri duyguların tamamını hissettim. enstrüman aşığı bir insan olduğum ama çalamadığım için de ayrıca kıskançlıkla ve hırsla izledim. ve orkestra şefi piyano virtüözü beyefendi ağmaydı düşünebiliyor musunuz göremiyor ama orkestra şefi! nota okuyamıyor hepsi aklında tüm eğitim hayatını bu şekilde tamamlamış. vazgeçmek mi diyorsunuz bir orkestraya şef olabilecek gücünüz var. tam sol üst köşenizde ve beynin kendine inan sinyali veren lobunda...

9 Haziran 2010 Çarşamba


pia derin bir uykuya çekildi artık ben yazacağım...



o dinlenene dek.

8 Haziran 2010 Salı

kimse size yardım edemez...
çünkü her şey farklı
kimse sizi anlayamaz
çünkü anlatan yerleriniz ağırdı
ölmüş bir çiçeğe su yetiştirmeye çabası ise pek bir saçma
daha fazla çürüttü bıraktı
bende saksıdan kopardım
koydum günlüğümün arasına
kurusun bari anısı kalsın

7 Haziran 2010 Pazartesi

alışveriş çılgınlığı denen bir hastalığa yakalanmak istiyorum evet... bildiğiniz üzre alışveriş çılgınlığı hastalığına yakalanmak için alışveriş yapmak gerekir alışveriş yapmak için de para gerekir ki o bende yok. böylece bende vitrinlere bakma çılgınlığı hastalığına yakalanmış oluyorum...
ama olmaz alışveriş yapmam lazım süslenmem lazım...bihter eşofman giyiyo olamaz hayırrrrrrrrrrrrrr.... tamam bi daha öyle gezmicem;)
böyle geçip gitsin zaman
anladım değişmeyecek ne yapsam
ağlamıyorum bile
ağlamadığım her an biraz daha tehlikeliyim
biraz daha saldırgan
herkesi gördüm her şeyi
emek veren ellerim titrerler şimdi
bir rüya gördüm
hayat tıpkı eskisi gibi
asla gerçekleri bilemeyeceğiz
uzun sürelik bir mücadelenin kaybeden tarafı oldum yine
neye uzanıyorsam iyi niyetle acı biçtim karşılığında
gidişler tek kişilik
ama bu çok ağır bir bedel
dürüst olmak kötü
değersiz olmak kötü
koskoca bir zamanda hiç anlaşılmamış olmak hepsinden kötü
yeni bir göz yumma için çok geç
son bir şansta bir sil tuşuyla yok edildi çünkü

5 Haziran 2010 Cumartesi

Bugün
Sözlükler kusuyorum
Cümleler kuramazken dun

Bugün
Denize döktüm kendimi
Ucuza gitmeyeyim diye

Bugün
Sıyrıldım rollerimden

Mutluyum
Çünkü artık yokum bugün

Boğulurdum her sağanakta
Yüzmeyi ögrenmişim sanki
Bügun


Bir tuzağa kaptırmıştım kendimi
Ama eminim Tanrı var
Bugün

Bugün
Evimi yaktım
Kitapları attım
Yıkandım temizim artık

Bugün
Dün çok giyildim
Çok pot yaptım
Ütülüyüm jilet gibi
Bugün

"Siz de mi dostlarım?" dedim
"Öyleyse düş, Sezar"
Bugün


Hayat koyu bir balgam
Sert bir pornoydu dün

teoman

artık ne balgamı temizleyen ne de pornodan tiksinip kapatan taraf olucam
şiir amca sen ne doğru şeyler söyledin de...
biz yine duymazdan geldik... güldük söylediklerine.
sen ne doğru şeyler söyledin şiir amca!
ben de gün gelseydi doğru şeylerin yanından bir an olsun geçebilseydim
ama hep yanılıyorum
son kredimi de tükettim
yalandan da olsa
yaşamak güzel biliyorum.

3 Haziran 2010 Perşembe

hesaplar yapa yapa kaybolduk yevmiye defterleri içinde...
boşver kdvyi amortismanı
sen düz hesap geçir borcuna
sonra alacaklısına aynı miktardan
hesaplar tutmazsa tutmasın
sen tüm içtenliğinle tuttuğun hesaplara bak
hayatı parayla ölçemezsin
seni de ölçüp sonra bir de biçenleri es geçmelisin

31 Mayıs 2010 Pazartesi

israil mi evet yine


bu sabah haberleri gördüğümde gerçekten gözlerime inanamadım... 21. yüzyılda dünya yine vahşet dolu! imkanlar çoğaldıkça kötülüklerin boyutları artıyor. ama bugün anladım ki yine ateş düştüğü yeri yakıyor. dünyada savaş var arkadaşlar savaş... ve ben burayı dünyanın kötülükleriyle değil kendi saçma bulanıklığımla donatıyorum. gazze bu zamana kadar umurumda değildi de bir kaç vatandaşım öldü diye mi israili lanetlemeye başladım. günlerdir gazze silahla yatıp kalkıyor.biz farkındalıklarımızı yokedip yaşıyoruz.
şimdi bizler kullandığımız ürünlerle etrafımızı sarmış israile mi lanetler yağdırıyoruz. boşa! harekete geçmek bu değil sanırım... küfür etmekle olabilecek bir şey değil.. en çok ihtiyaç duyulan şey olan finansmanı sağlayıp zaten biz israili ayakta tutuyoruz.
şimdi 1-2 hafta konuşacağız sonra yine o malum sessizlik. biz duruyoruz... arada bir gözümüzü aralalasak da tv bilgisayar alışveriş üçlüsü içinde tekrar derin bir uykuya dalıyoruz.ne tarihimizi bilip koruyoruz adam gibi ne geleceğimizi kuruyoruz. hepsi başkalarının ellerinde emelleriyle oluşuyor. üzüldüm yaa gerçekten çok üzüldüm ben dahil içinde bulunduğumuz bir güruh acınacak haldeyiz. hayatlarımız içmek eğlenmek uyumak düşünmemek üzere akıp gidiyor. gelecek nesillere faydalı olabilmek için önce biz faydalı olmalıyız. ülke facebookla blogla habere bağırmakla kurtarılmaz...

30 Mayıs 2010 Pazar

yazdım yazdım yazdım
şimdi de sildim attım.
inanmazsınız dimi yapamam sanırsınız yaparım. kaderin bana yaşattıkları aldıkları kadar verdikleri...
sildim attım... önemi var mı yok. silerken birilerini kendinizi de silersiniz... sildim attım! kim takar...sadece ben.
ben hayatı ailesiz yaşamakla başetmişken gidemem mi sandınız. al işte sildim attım.
artık gülümsemeler sizin olsun insanlar. ben içinde gerçek gülümsemeler dostluklar ve hayatlar olan bir denize sandalla! açıldım ;)

26 Mayıs 2010 Çarşamba

ilk defa gelmiyor başıma son da olmayacak... her son yeni güzel bir başlangıca gebeymiş. hayat 5 dakikalık bir şarkıdan uyuya geçerken anlatılan ve sonuna gelemeden uykuya dalınan bir masaldan ibaretmiş.
güzel bir masal yazdım şimdi gelemediğim sonu yazdım... ben anlatamadan uykuya dalacaksınız...,
günlerin en güzel zamanı uyuduğum zamanlar. derin bir uyku. ve sahip olamadığım hayatın rüyası içinde huzur dolu bir göz yumma hikayesi.
bu yüzden mi çok uyuyorum ben.
gözlerim nemlendi... dalmadan önce son kez... son kez başka bir nefes alıyorum. yaşadığım hayat benim değil... alın sizlerin olsun! haketmiyorsunuz ama olsun. bakın rüyama dalıyorum.
şişşşt sus azıcık ben konuşayım olur mu pia.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

ne anlamı var ki buraya yazdıklarımın....gözler birleşmediği sürece kelimelerle anlamsız tüm söylemler.o kadar ihtiyacım var ki haykırmaya yapamıyorum.
yalnızlığımın kimsesizliğimin sahteliğin içinde boğuldum sonunda.keşke anahtarı elimde olan bir çıkış yolum olsa.ama şimdi çıkıp gitmeye çalıştığım tüm kapılar başka kilitli kapıların anahtarlarını sunacak bana...kimse düşünmüyor beni!herkes kendi özgürlüğünün peşinde.ben özgürlük katili miyim?yalnızca seviyorum oysa.sevdiğim şeyler tarafından terkedilmek pahasına hayatta yaptığım en iyi şey tek marifetim sevmek.bu da yaptığım hatalar silsilesinin bir zinciri.telafisi nedir bilmem bilmek de istemem madem ki tek marifetim.şimdi yine başlamadan saçmalamaya gidiyorumm evet her zamanki gibi ama döneceğim evet her zamanki gibi....

23 Mayıs 2010 Pazar

dün sabaha karşı yatıp bir rüya gördüm minik bir erkek bebeğim vardı o kadar küçük ve sevimliydi ki tuhaf bir his rüyada bile olsa
aynı bu yaşımda sahip olduğum küçük bir bebek dün hayat için yazdıklarıma işaret midir ne kız değil erkek

hayat dudak bükmesin diye

bir hikaye anlatacağım hayat sana
düşüneceksin soracaksın
belkide kafan karışacak
bu hikayenin kahramanı olmadığın için
bana kızacaksın
bir günlüğüne belki de haketmediğin bir hikayeyi dinlemek zorunda kalacaksın
ama anlatacağım biliyorum
seni kendi hikayenden kurtarmak için kendi hikayeme katacağım
kırılma ben senin yerine hep kırılacağım
hayat adil değildir hayat
bunu sen çok geç anla diye
gözlerimi derinlere daldıracağım
sen bükmeyesin diye masum dudaklarını
ben bu hikayeyi sonlandıracağım
artık dilek ağacının baltalanmaya yüz tutmuş
son dalıyım
sen bükmeyesin diye masum dudaklarını
ben bu hikayeyi sonlandıracağım

21 Mayıs 2010 Cuma

Uzun ince bir yoldayım
  Gidiyorum gündüz gece 
 Bilmiyorum ne haldayım 
 Gidiyorum gündüz gece  
  Dünyaya geldiğim anda 
 Yürüdüm aynı zamanda 
 İki kapılı bir handa  
Gidiyorum gündüz gece   
 Uykuda dahi yürüyom 
 Kalkmaya sebep arıyom 
 Gidenleri hep görüyom  
Gidiyorum gündüz gece   
 Kırk dokuz yıl bu yollarda 
 Ovada dağda çöllerde 
 Düşmüşüm gurbet ellerde 
 Gidiyorum gündüz gece  
  Düşünülürse derince 
 Irak görünür görünce
  Yol bir dakka miktarınca 
 Gidiyorum gündüz gece   
 Şaşar pia işbu hâle
 Gâh ağlaya gâhi güle
 Yetişmek için menzile
 Gidiyorum gündüz gece 
aşık veysel


şuan gerçekten çaresiz hissediyorum...

19 Mayıs 2010 Çarşamba

sussam faydası yok biliyorum
bir sürü şey yazdım sildim
bugün çok gereksizim

13 Mayıs 2010 Perşembe

ortaya karışık

şimdi sen de herkes gibisin
diyor şair
hadi ordan
o bilmiyor ki
herkes demek
hiç kimse demektir
nasıl oluyor da herkes oluyor bir insan
bir insan ya en sevindiren olur ya da en üzen
böyle olması için de sevilen olur
sevmek lazım ki nefret gelsin
gel git bu hayat
sular bir çekip gidiyorlar bir de uzanıyorlar üzerimize bir boy
neyi sorguluyorsun ki
kime soruyorsun sorularını
kendine bir cevap bul bakalım önce
soramazsın ki cevap veremezsin
bekle bekle bekle
bir bakmışsın ömür geçirmişsin
bir ömür harcıyoruz ki bu olağan
işimize gücümüze baksak oysa ki
hayat kendi kendini yaşasa
yapamıyoruz
zaman öyle hızlı akıyor ki
her gün biraz daha yiten ömrümüzü
eksik tamamlamak istiyoruz
yani ben işte ben böyle telaşla
tek bir sayfa olsun benim olan diye bir senaryo arıyorum
her şeyi yapmayı hakeden başrol kızı kıskanıp
figüranlıktan başrole geçmek için kafamı bir cama dayayıp hayal kuruyorum...
yaşlanmışım zamanım geçmiş farkedemiyorum

defol git hayatımdan
defol git hayatımdan
defol git hayatımdan
defol git hayatımdan
defol git hayatımdan
defol git hayatımdan
defol git hayatımdan
defol git hayatımdan
çık git
çık git
çık git
çık git
çık git
çık git
çık git
çık git
kurtar beni
kurtar beni
kurtar beni
kurtar beni
kurtar beni
kurtar beni
kurtar beni
kurtar beni

off çok sıkıldım çok bunaldım çok daraldım çok yoruldum
tükendim
yaralandım
kaldıramıyorum
dayanamıyorum
çekemiyorum
gidemiyorum
kalamıyorum
kafama sıçayım oldu mu

9 Mayıs 2010 Pazar

şanslı ...

sana bir son yazmak istiyorum...
iyi kötü farketmez sadece bir son
istediğim basit bir son
yapamıyorum
günden güne bir yıldız misali ısınıyorum
alev alıp kayıcam
kırılgan kalbime sert bir kabuk sarıp dolaşmaktan bıktım
ben kırılganım anlasanıza
gücüm kadar kırılgan
sert görüntüm kadar yumuşak
...
beni iten eller biraz daha müsaade lütfen
bir son yazmaya çalışıyorum
kendime değil hayır hayır
ben güne böyle bir son için başlamıyorum
...
bir hırs ki bir renk ki bir koku ki dünyada tek koparamıyorum

bugün şimdilik nefret ettiğim bir gün... facebook, tv, mağaza hepsi kapansa anneler günü diye birşey olmasa. evet buna hiç üzülmezdim benim melek annem uyurken hayat durmalı.. ta ki ben melek anne olana kadar. daha fazla da yazamıcam sanırım. kime ne

4 Mayıs 2010 Salı

uzaklarda bir yerlerde bensiz bir sen var
ve sensiz bir ben var buralarda bir yerlerde
boğuldum kendimi hapsettiğim yalnızlıkta
yolun bizim mahalleden geçerse bir gün gel
ben hep soğuk cama başımı dayayıp orada öylece sana dönüşeceğim...
başım soğuk camdan yere düşene dek

2 Mayıs 2010 Pazar


bitmeyen tükenmeyen bir devinim bu, kaybetmek tükenmek inadına tüketilmek hayatta,

büyüten olabilmek için büyümek zorundA olmak...büyücem diye inadına inadına acı çekmek...

hayat hep böyle sevdiklerimi koparıp kollarımdan ilerlemeye devam edecek belli ne ağlayacak takatim ne ayakta duracak gücüm var artık



ruhidir benim adım hiç çıkamam evimden

dostlar uydururum hayali mutluyumdur bu yüzden

bir çiçek dürbününden insanlara bakarken

bir gün bir istasyon gördüm trenleri geçiken

yolcular ellerinde tek gidişlik bir bilet

henüz bilmeseler de hayat bundan ibaret

istasyon insanları burdalar tesadüfen

aynı rüyaları görüp ayrı yerlere giden

eskiden çok eskiden ben daha çok küçükken

henüz cennet kumsalı otopark olmamışken

mercanların arasında küçük balıklar vardı

en güzelleri el boyunda turuncu olanlardı

bir gün bir rüya gördüm o turuncu balık benmişim

büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim

ruhidir benim adım bir sırrım var saklarım

ama görünce anlarsınız

yalnız dikkat acımayın

bu en çok acıtandır...

teoman

28 Nisan 2010 Çarşamba

şimdi sabahın 5inde ben... ben buralarda ne arıyorum. oysa hayalim bugüne uyuyarak başlamaktı. yurdun yemyeşil çimlerine uzanmış öylece pembe yıldızsız gökyüzüne bulutlarla resim çizerken ben günü o haliyle bitirmeyi hayal etmiştim.çim kokusu, gökyüzü ,en sevdiğim şarkılar ve koskoca bahçede bir ben...
şimdi kuşlar ötmeye başladı yeni bir günü neşeyle getirdiler...ama sesleri o kadar bed geliyor ki ve bugün hiç aydınlanmasın istiyorum.bugün yorgun bir gün, zor bir gün ,vakti gelen bir gün. sevgiden bahsetmişsem aldırmayın. insan sevdiği için değil bencilliği için düşünür yinede insanları. gidenlere asla üzülmez kendi yalnızlığına üzülür. yoksa karanlıktan gidene neden üzünülsün? bu kadar bencil miyim? olabildiğimin en iyisi bu mu yani? belki de...ben bugün acımasızım sadece kendime. ankaranın gidiş yoluna dokunmayıp dönüş yolunu bir güzel kapattım.tam da trafik artık rahat derken.. şimdi yine belediyeye iş çıktı koy dostum trafik lambaları...
baktım da başarısızlık listesini epey kabartmışım... şimdi mümkünse kulağının arkasında vızıldayan sineğe patlat bir tane eline bulaşan kanı-kendi kanın oluyor tabi o-yıkayacak bir musluk elbet bulunur. bulunmazsa da malum kan elbet kurur.amelelik yaptığın tiyatroya da bay bay demeyi dene mesela...sonra ders çalış... teknik olarak yapman gereken bu. çünkü kimse sana bedava diploma vermiyor...
yani ben şimdi neyden bahsediyorum ki!kime ne...
ben bu sefer biliyorum neden bahsettiğimi...
yani kısaca diyorum ki o kabine girmeden kıyafete o parayı vermiyeceksin... verdiysen de çürütme arkadaşım dolabında bırak başkaları giysin.

26 Nisan 2010 Pazartesi

yazdım çizdim karar verdim
hayat kağıt üstünde çok basit
gerçekler daha saydam
keşke diyorum keşke
hayat sadece kağıt üstünde oynanan bir oyun olsa.....

sevgili anne;
bunun sana yollayacağım bir mektup olmasını çok dilerdim.. ama sana değil kendime yazıyorum.küçükken ölene kadar oyun oynamak isteyeceğimi düşünürdüm ya gülerdin büyüyünce oynamak istemez insan derdin. anladım büyümüşüm ne oyunları seviyorum ne de dokunmaya kıyamadığım oyuncakları. hala çok sevimliler oysa. ama bir nokta daha koydum hayata böylece. bir bilinmezlikten daha kurtuldum.ne içinde öğüt yatan masalları seviyorum ne yalanları ne de oyunları. olduğum gibi olsam evet oyunlar oynamasak bi de... ağır geliyorum olduğum gibi başrol oyuncularıma.ama yinede noktaladım çünkü teşekkür etmeliyim oynamayanlara...
bu aralar seni neden bu kadar rahatsız ettiğimi anlamıyorum.. üzgünüm! bendeki ben hep sen olmak isteyip gölgen bile olamayınca seni sorgulamaya başlıyo.bendeki seni..sen nasılsın bilemem bendeki sen güzel o yetiyor. ve hayatı olanlarla değil bendeki halleriyle yaşamak güzel burada da nokta.
sevmek için de tek kişi yeterliymiş anladım.. yalnızlık diye birşey yok!hiç olmadı.. sen hiç gitmiyorsun çünkü diğerleri de... birbirimizden gidiyoruz çünkü ama canımı acıtanlar bile sevgilerinden hiç bir şey eksiltemiyorlar.. eksilen sadece benim ve onlardaki benler... ve tüm sorularımıza cevap bulduğumuza göre iyi uykular annecim yarın çok güzel bir gün. üstelik ankara güneşli!

23 Nisan 2010 Cuma

çünkü kurtçukken kelebeğe dönüşüverdin birden
ömrünün kısalığı...
ömrünün kısalığı...
güzelliğinin yanında konusu bile geçmedi
şimdi kelebeksin sen
uçarsın
tek bir günde
ama senin günün
özgür olduğun
ve bu dünyanın en güzel kokan çiçeklerine kavuştuğun tek bir gün
mutlu bir tek gün yani
mutsuz tek günlerin yanındaaa
ben yazarım bakma sen
anlamazsın,
ama yinede uç,
neden uçtuğunu bilmesen de
ben öyle yapıyorum

15 Nisan 2010 Perşembe

giderken

bu nasıl bir terazidir ki tartamaz bir türlü sevgiyi
artık alıcı da yoruldu satıcı da
oysa ki bilinir kalp 300 gr bişidir
bu nasıl bir satıcı ki bir iki gr mı konu edinir.


üç nokta değil bundan sonrası nokta.
yazmaya değer şeylere dek bloga elveda ve günlüğe ve biriken tüm kelimelere.
çünkü ben yorgun parmaklarım yorgun
ben karışık parmaklarım dolaşık
ben gidiyorum
bavulum ağır ama taşıyorum sorun değil
bu gidişin bir dönüşü vardır
ama dönüşü olmayan yollarım var
şimdi yalnızca virgül
noktalı virgül oluncaya dek
o da yalnız kalacak
cümleler virgülle bitmez diyenlere inat
bu bu cümlelerin sonu olacak ,

11 Nisan 2010 Pazar

tam gitme vakti değil -biraz bekle
ya da git
ardına bakarsan ben ağlamıyor olacağım
sonra gülmüyor olacağım
belki de gün gelecek sevmiyor olacağım -hiçbir şeyi
giderken bir masal anlat öyle git
derin bir uykuda geçsin yıllarım
gelirsen bir gün
derin bir uykumda
rüya görüyor olacağım -uyandırma
sadece uzan yanıma
dal gecenin karanlığında benimle aynı rüyalara...
karşıdan karşıya geçerken birden yavaşlıyorum... arabanın farlarıyla göz göze geliyoruz.. zaman biraz yavaşlıyor.. bekliyorum ta ki içime bir korku düşene kadar. bunu daha fazla yapmamalıyım...

rüzgar nasıl bu kadar güzel dokunur tene
yıldızlar nasıl olur da böyle ışıltılı yapar gözlerimi
uzan tepedeki çimlere gök ne kadar engin bak
yıldızlara gölgeni yüzünü aç
kayan bir tanesini tut
var hepsinde ayrı bir umut

10 Nisan 2010 Cumartesi

hissettim

bizim yolumuzun sonuna geldik burada nokta sonrası yok sonrası çıkmaz sokak viraj yok yol ayrımı yok... bir bahçenin başka bir yola açılan yeşil bahçe kapısı var mıdır bilemem. duruyorum uzun bir soluk alıp göğe bakıyorum.. geri mi dönsem bahçe kapısı mı arasam. ikisi de zor bilemezsin. cesaret edemezsem oracıkta çökcem ve son bir nefes.yeterli değil süslemek gerek biraz bir son yazmak gerek yazamıyorum...
omuzlarıma nasıl bir yük binmiş dersiniz.elimde kaç çiçek solmuş dersiniz... sulaya sulaya kendimi çürütür müyüm dersiniz??
bugün 10 nisan... annem yaşasaydı tam 40 yaşında olacaktı... ondan alınıp bana verilmiş 40 nefes şimdi! benim mutsuz olarak anlatarak harcadığım 40 uzun nefes.kim yaşamayı hakederdi dersiniz. bu hayat nasıl altedilirdi dersiniz??
bir mum yaktım ama üflemedim.. bir ışığı söndürmeye yetecek tek bir nefes... harcamıyorum bu sefer o yanıyor ben yanıyorum.. o aydınlatıyor ben aydınlanıyorum.tek bir mum ışığı o titriyor ben titriyorum sönmüyoruz. karanlıktan korkuyoruz...

6 Nisan 2010 Salı

şimdi düşünüyorum
ama sonra susturuyorum
düşüncelere bir parmak hareketi
bunu hakediyorlar
yağmur yeryüzüne değil
içime akıp sel oluyor
içim ıslak
gözlerim gibi artık
anlatmaya gerek yok
ben artık yalnızca ben


çok korkuyorum ben
çok acıyorum ben
çok acıtıyorum ben
çok ıslağım ben

5 Nisan 2010 Pazartesi

bir nefes çektim... bu iyi değil. yaşamak için nefes almak gerekli olsa bile üstelik.
havada bir koku var bu iyi değil.
rüzgar kokunu getiriyor
sonra saçlarını
durur mu diğer güzelliklerin
lanet gülüşün geliyor
büyücü bakışların
kokun geliyor kokun
hııııııııııııııııııı
bir nefes çektim
uyumaya gittim

olmayanda olanada...

şu iltifat zehir gibi birşey
kanda dolaşıp zehiryelen
bakışları pembeleştiren
dünya öyle olmadığı halde
şu kadın denilen zehir gibi bir şey
günahlara gebe olabilen
ve gün gelip
iltifatlara panzehir olabilen
şu kadın denilen koku
esrar gibi
çektikçe özleten
şu kadın denilen şey
yani şu kadın denilen şey
sadece belki
belki de bilmiyorum
bir erkekte hayat bulabilen


31 Mart 2010 Çarşamba

annem sana gelsin

ki kelimeleri tükettin...
gülümsemenle hayatı şenlendirirdin.
şimdi ondan yağmurlu ankara.
sanırım tüm aşklara bedeldin.
babamı şimdi daha iyi anlıyorum.
ki kelimeleri tükettin...
çünkü annemdin.
kokun hatıramda.
ve başımı yasladığım sıcacık göğsün.
ki kelimeleri tükettin...
halbuki tek bir sözle
beni ne mutlu ederdin.
benden başka kimsenin annesi olamayacağına göre
beni dünyanın en şanslı insanı ettin.
seni burada anlatmak
ki bu kelimelere haksızlık
çünkü seni betimleyebilecek güzellikleri sınırlı.
ki benim annemdin
beni anne olmaya özendirecek güzellikte
sadece özledim
bu gece özellikle
özledim

28 Mart 2010 Pazar

artık melek değilim


bir korkuluk gibi içime dikildin
beni daha başlamadan bitirdin
bir hayat gibi avcuma çizildin
beni kemirdin neye çevirdin sen

kanatlarım yoktu benim
ama bir zamanlar melektim
kirlendim

gördüğün rüyayı bozmaya geldim ben
sevdiğin dünyayi durdurmaya geldim
bütün zehirleri koymaya geldim ben
kırılmamış son kalbi kırmaya geldim

çok değiştim ben, artık melek değilim

bir korkuluk gibi kalbime dikildin
beni daha başlamadan bitirdin
bir hayat gibi avcuma çizildin
beni kemirdin neye çevirdin sen

kanatlarım yoktu benim
ama bir zamanlar melektim
kirlendim, sana geldim

gördüğün rüyayı bozmaya geldim ben
sevdiğin dünyayi durdurmaya geldim
bütün zehirleri koymaya geldim ben
kırılmamış son kalbi kırmaya geldim

çok değiştim ben, artık melek değilim

gördüğün rüya değil
sevdiğin dünya doğru değil
redd

zaman düşer ellerimden yere...

tik tak tik tak...
zaman geçiyor. ben salyangoz misali iz bırakabiliyorsam ne ala. yaşadığım günü anlayabiliyorsam ne kazanç. kokum sinmiş midir bir kaç tenin uğruna.
büyüdüm ben!şimdi küçülüyorum. küçük kız yaşadıkça yaşayabiliyorum. oyunlarım ne alemde. saklambaç oynuyorum. şimdi büyüdüm büyüdükçe küçülüyorum. anladıkça unutuyorum. çoğaldıkça azalıyorum. kelimelerim birikti... saatleri ileri alıyorum. saatle zaman bir değil anladım zamanı ne geri ne ileri alamıyorum.
geri alsaydım da sadece durup izlerdim zamanın dışında bir yerde. pişmanlık yok ne güzel.ve olmamasını ummaktan başka çarem yok ne acı. hayatı el feneriyle dolaşarak yaşıyoruz. uzaklara bakmak anlamsız.

şimdi sorarım herkes burada sen nerdesin...

26 Mart 2010 Cuma

uyku kapıyı çarptı çıktı... şimdi geceyle baş başayız. canımız oldukça sıkıldı.bulunduğumuz mekanı tebdil edebilseydik pek bir hoşnut olacaktık.burada parmaklıkların ardında gibiyiz. her hareketimiz küçük, sesimiz kısık. ne sevincimiz sevinç ne üzüntümüz üzüntü.
içime bir huzursuzluk çöktü... bazen bilmiyor olmanın en büyük nimet olduğunu düşünüyorum. evet saçma ama bu düşünmemi engellemiyor.şimdi ne desem ne desem??? bilemiyorum:( diyecek de bir şey yok zaten.

23 Mart 2010 Salı

bensiz sessiz hissiz

şimdi zaman bilindik bir zaman değil...farklı! duruyor bir yerde!sonra devam ediyor kaldığı yerden.isterdim ki anlatabileyim. anlatamıyorum ama. anlaşılmayacağından değil de... sebepsizlikten. kader denilen şey başrol oynuyor hayatımda.hep bir inanma silsilesi.
inanmak kötü değil. sadece bazen teslim olmak zor. ellerim havada! teslim oldum oyuncularıma. tüm yazıp çizdiklerimden sonra yetki artık onlarda. bir şeyler yapmak istiyorum ,yeri geliyor oyunu yarıda kesip haykırasım geliyor.tüm alışılagelmişlikten uzakta. ama ya sonrası,,, sonrası! artık tercih edilmeyen bir yönetmen oluyorsun.
bir gitmek var içimde bir kaçmak var. gel de kaç! cesaretin varsa ellerinle ördüğün tuğlaları birer birer yık. dayanamıyorsun kıyamıyorsun. kıymak istiyorum yıkmak istiyorum. ama bir yandan da ördüğüm duvarlardan da mutluyum. ola ki bir gün o duvara üç tane daha eklenir... sonra bir de çatı. olmaz mı? belki de olur? bir bakmışım yıkmaya çalıştığım duvarlar bana yuva olmuş. işte bu yuvayı kurana da umut diyoruz kısaca.
bugün batunun anneciği de fal baktı da önüm de açıkmış=) bu da umutları besler.ama acıyorum içimde ziyan olanlara ziyan olan bir ben'e... kıyamam kendime.bıraktım her şeyi kendi haline ben ziyan olayım olsun ama bendekiler hep böyle kalsınlar. saf, iyi, güzel.
daha fazla cümle kurmak gereksiz, sebepsiz, bensiz...

17 Mart 2010 Çarşamba

sesimi duyan var mı?


bugün konumuz depremdi...
bu kötü bir şey değil bir uyarı bir hatırlatma benim için.. umutsuzluğa düşmemin uyarısı güçsüzlüğümün uyarısı. çünkü hayat biliyor ki dün yaşadıklarımdan daha kötülerini yaşadım. çünkü ben biliyorum ki gördüklerim ve hissettiklerim anlatabileceğimin ötesinde.ve hayat belki de hiçbir zaman bir ağustos sabahından daha kötü olamayacak. yazarken o kadar çekiniyorum ki ve anlatamıyorum.bu satırlara dalıp üzülecek tek bir kişi bile varsa bunu yapmak istemiyorum. ama gel gör ki bünyemin ani düşüşlerini engelleyemiyorum.işte bu an kötü bir an ağlayamazsın, insanlar acır, gülemezsin insanlar deli sanır. güçlü olup ifadesizce bakarsın... öylece bakmak! zihninde canlanan resimleri orada kilit altında tutmaya çalışarak.unutmadım ki unutmak da istemedim.beni büyüten her saniyeyi kalbime hapsettim... dediğiniz gibi çocuk olmayı bilseniz ne çok isterdim.
şimdi hakveriyorum dün olanlara kimse mahkum değil ilgisi olmayan bir acıya benim için katlanmaya. bu da beni yalnız kılar sanırım??beni sevebilicek güçlü bir kalp varsa hayat ondan ibaret...
mutlu olabildiğimi de hatırlatmak isterim ayrıca... ve tabi gülerim de ben... çünkü bilirim ki senin bu yaşadıkların da bişi mi dedirtecek yaşanmışlıkları vardır insanların...
başlığımıza gelince o en sevmediğim cümle!

16 Mart 2010 Salı

yok bu kadar da değil
ya da bu kadar
belki gerçekten bu kadar..
bir oyun evet
ebelemece
ama o da bu kadar
ağlamak güzeldir
ağlamak hoştur
o da bu kadar
sonrası acı
ve sonrası öfke
bir oyun evet
saklambaç
ama o da bu kadar
bir oyun daha... bir oyun
evcilik
o da bu kadar tabi
daha ne olsun...

bugün gözümü açtığım an hayat biraz sinirli biraz öfkeliydi... canı sıkılmış onun da!bıkmış benden çok yazmışım çok uğraşmışım çok kapris yapmışım bunalmış. oturmuş intikam planı yapmış. aldı intikam aldı. yere düştüm onun yüzünden sonra kıyamadı kaldırdı. hep bunu yapmaz mı zaten. yapar sonra da üzülür. umut hediye eder. verdiği hediyeyi yere düşürdüm niye bu kadar sakarım ki. artık umudum da yok. cömert ya hediyeleri bitmedi dost hediye etti sıkı sıkı tuttum... bırakmam... ama o da bu kadar!

15 Mart 2010 Pazartesi

başlıyorum ve sonra bitiyorum... bir anlığım belkide belkide hayatım bir anlık! ve sonra başlatıp sonuna gelemeden bitiriyorum. yemeğimi bitiremiyorum örneğin, bir şarkının sonuna bir türlü gelemiyorum başlıyorum başlamasına ama o kadar.

14 Mart 2010 Pazar

sus tek bir kelime daha etme nolur... yalvarıyorum hatta bunun için!
b lerden kurtulup a lara geçelim diyorum. ilkler iyidir ya ilkler güzeldir.ondan a lara geçelim.


bugün geçen seneki rüyadan kalma bir gündü... yorgunluk iş eğlence... her şey bir yandan o günleri hatırlattı. incinmemiş yalansız hayallerle çabalarla dostlukla gülümsemeyle süslenmiş bir geçen yılın kalıntısı! imkansız değil demek ki değil mi... zaman geriye mi sarıyor. biz yeniden mi tanışıyoruz. herkesi yeniden tanıyorum ya da tanımak mı istiyorum. hikayelerine tanıklık etmek istiyorum hayatlarının. kendi hayat hikayemi beyaz perdeden izliyorum bir yandan.canlı yayın gibi. an geliyor etraf bir film seti oluveriyor.

11 Mart 2010 Perşembe

şimdi sen umut edersin ya güneşin aydınlığına aldanıp
etme
ankara güneşte bile soğuk

10 Mart 2010 Çarşamba

ben uyurum hepimizin yerine...
bunu isterim de üstelik
ama yorgun bedenim düşüncelerin karanlık pençeleriye savaşmayı bırakıp da dalamaz uykuya
rüyalar ne güzeldir oysa
nazım gibidir cemal gibidir orhan gibidir ee atilla da kırılmasın tabi
ama en çok cemal gibidir
ben en çok susmayı beceriyorum ya
o da konuşmayı beceriyor işte...


Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

.....

CEMAL SÜREYA